

Türkiye, kadına yönelik şiddet sarmalının en acı örneklerinden biriyle daha sarsıldı. Toplumun temel yapı taşı olan aile kurumunun ve birlikte yaşama kültürünün nasıl bir anda kanlı bir trajediye dönüşebileceği, dün gece Çanakkale’nin sessiz ve sakin köylerinden birinde tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. Edinilen bilgilere göre, Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde meydana gelen ve kamuoyunda büyük bir infial yaratan Çanakkale kadın cinayeti, 40 yıllık bir hayat ortaklığının korkunç bir vahşetle son bulmasına sahne oldu. İlerleyen yaşına rağmen öfkesine hakim olamayan failin, hayat arkadaşını acımasızca hayattan koparması, sivil toplum kuruluşlarını, güvenlik yetkililerini ve tüm Türkiye’yi derin bir üzüntüye boğdu.
Olay, Çanakkale’nin doğal güzellikleriyle bilinen Bayramiç ilçesine bağlı Mollahasanlar köyünde, saat 03.00 sıralarında meydana geldi. Gece yarısının sessizliğini bozan tartışma sesleri, kısa sürede geri döndürülemez bir felaketin habercisi oldu. İddia edildiğine göre, 73 yaşındaki Ramazan Cantürk ile yaklaşık 40 yıldır aynı çatı altında, hayatı acısıyla tatlısıyla paylaşarak birlikte yaşadığı Maya Ülker arasında henüz belirlenemeyen bir sebepten ötürü sözlü bir tartışma patlak verdi. İlerleyen saatlerde yatışması beklenen bu gerilim, aksine tırmanarak şiddetli bir kavgaya dönüştü.
Tartışmanın alevlenmesiyle birlikte kontrolden çıkan Ramazan Cantürk’ün, eline geçirdiği sert bir tahta sopayla 40 yıllık hayat arkadaşı Maya Ülker’i acımasızca ve defalarca darp ettiği bildirildi. Türk Ceza Kanunu kapsamında “silah” olarak da değerlendirilebilecek nitelikteki bu suç aletiyle gerçekleştirilen saldırı, yaşlı kadının savunmasız kalmasına ve kanlar içinde yere yığılmasına neden oldu. Olayın vahameti, yılların getirdiği birlikteliğin bir anlık cinnetle nasıl kanlı bir sonuca evrilebileceğini bir kez daha trajik bir şekilde kanıtladı.
Köyün derin sessizliği içinde yükselen çığlıklar ve gürültüler üzerine durumdan şüphelenen çevredeki duyarlı vatandaşlar, hiç vakit kaybetmeden durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. İhbarın alınmasının hemen ardından, bölgesel güvenliği sağlamakla görevli jandarma asayiş timleri ve sağlık personellerinden oluşan tam donanımlı ambulanslar hızla olay yerine sevk edildi. Sağlık ekiplerinin olay yerine ulaşmasının ardından yapılan ilk tıbbi müdahale ve kontrollerde, ağır darbeler alan Maya Ülker’in olay yerinde hayatını kaybettiği tespit edildi.
Yaşlı kadının cansız bedeni, olay yeri inceleme ekiplerinin (OYİ) titiz ve detaylı delil toplama çalışmalarının ardından, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Yaşanan bu Çanakkale kadın cinayeti, hem bölge halkı üzerinde derin bir şok etkisi yarattı hem de adli mercilerin derhal harekete geçmesini sağladı.
Olayın yaşandığı evde suç aletiyle birlikte yakalanan ve cinayet şüphesiyle derhal kontrol altına alınan 73 yaşındaki Ramazan Cantürk, jandarma ekipleri tarafından gözaltına alındı. Kolluk kuvvetlerinin soğukkanlı ve profesyonel müdahalesi sayesinde şüpheli, herhangi bir başka taşkınlığa mahal vermeden karakola götürüldü. Jandarmadaki ilk ifade işlemlerinin tamamlanmasının ardından, toplanan somut deliller, kriminal raporlar ve olay yeri inceleme tutanaklarıyla birlikte Cumhuriyet Başsavcılığı’na sevk edildi.
Adliyedeki savcılık sorgusunun ardından “kasten öldürme” gibi en ağır suçlamalarla nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen zanlı Cantürk, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak kapalı ceza infaz kurumuna gönderildi. Yetkililer bildirdi ki, cinayetin arka planındaki asıl motivasyonun, kavgayı tetikleyen unsurların ve 40 yıllık birliktelikte daha önce bir şiddet sarmalı olup olmadığının tespiti için başlatılan çok yönlü adli soruşturma titizlikle sürdürülüyor.
Bu elim vaka, yalnızca adli bir polisiye haber olmanın çok ötesinde, Türkiye’nin kanayan yarası olan kadına yönelik şiddet probleminin kırsal kesimlerden metropollere, genç kuşaklardan ileri yaş gruplarına kadar ne denli tehlikeli bir boyutta olduğunu göstermektedir. 40 yıl gibi uzun bir süre aynı hayatı paylaşan bireyler arasında dahi böylesine vahşi bir cinayetin işlenebilmesi, şiddetin yapısal ve psikolojik kökenlerinin çok daha derinlemesine incelenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Uzmanlar, aile içi şiddetin çoğu zaman bir anda ortaya çıkmadığını, yıllara yayılan iletişim kopuklukları, bastırılmış öfkeler ve şiddeti meşrulaştıran sosyokültürel kodların birikimiyle patlak verdiğini vurgulamaktadır. Çanakkale kadın cinayeti dosyası da bu bağlamda, yaş faktörünün veya birlikte geçirilen on yılların, şiddeti engellemede tek başına yeterli bir koruma kalkanı olmadığını acı bir şekilde belgelemiştir. Hukukçular ve sosyologlar, şiddetin önlenmesinde erken uyarı sistemlerinin, kırsal bölgelerdeki sosyal hizmet ağlarının ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimlerinin hayati bir stratejik önem taşıdığını sıklıkla dile getirmektedir.
Failin olaydan hemen sonra yakalanarak tutuklanması, kamu vicdanının bir nebze olsun rahatlatılması açısından yargının ve güvenlik güçlerinin ne kadar hızlı ve etkin bir reaksiyon gösterdiğini kanıtlamaktadır. Kırsal bölgelerde görev yapan jandarma teşkilatının istihbarat ve asayiş yeteneği, bu tür ağır cezalık suçlarda delillerin karartılmadan adalete teslim edilmesinde kritik bir rol oynamıştır.
Ancak ceza adaleti sisteminin caydırıcılığı kadar, bu tür cinayetleri ortaya çıkaran sosyal iklimin de rehabilite edilmesi şarttır. Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) kadına karşı işlenen suçlarda cezaların artırılmasına yönelik atılan olumlu yasal adımların, sahadaki pratik uygulamalarla ve toplumsal zihniyet dönüşümüyle desteklenmesi gerekmektedir. Bir hayatın daha acımasızca, hem de en güvende hissetmesi gereken evinde, 40 yıllık hayat arkadaşı tarafından sonlandırılması, hepimizin üzerine düşünmesi gereken ağır bir toplumsal enkaz bırakmıştır.
9. Krizin Perde Arkası: Stratejik Analiz
Elli yıllık devlet aklı ve Türk Ajansı vizyonuyla bu ağır tabloyu okuduğumuzda; Çanakkale kadın cinayeti vakası, salt bir asayiş ihlali değil, toplumsal psikolojimizin ve aile içi gerilim yönetimimizin iflas ettiği bir kriz anıdır. 73 yaşında bir bireyin, 40 yıl boyunca aynı yastığa baş koyduğu bir kadını tahta sopayla katledecek bir cinnet seviyesine ulaşması, kırsal bölgelerimizdeki psiko-sosyal destek mekanizmalarının eksikliğini ve yaşlılık psikolojisinin getirdiği tahammülsüzlükleri acımasızca yüzümüze çarpmaktadır. Güvenlik politikaları ve adli mekanizmalar faili demir parmaklıklar ardına koyarak görevini ifa etmiştir; ancak asıl ulusal beka meselesi, evin içindeki bu “sessiz terörün” ve öfke patlamalarının nasıl bertaraf edileceğidir. Kadın cinayetleri, bir ülkenin medeniyet seviyesini ve iç huzurunu doğrudan vuran stratejik bir sosyal güvenlik sorunudur. Bu nedenle, devletin ilgili tüm bakanlıklarının, özellikle kırsal dezavantajlı bölgelerde aile içi şiddeti önleme ve psikolojik destek ağlarını acilen mobilize etmesi, hukuki caydırıcılığın ötesinde sosyolojik bir zorunluluktur.
GÜNDEM
Az önceGÜNDEM
14 dakika önceSONDAKİKA
2 gün önceGÜNDEM
6 gün önceSONDAKİKA
10 gün önceGÜNDEM
10 gün önceSONDAKİKA
11 gün önce
1
Pakistan ve Suudi Arabistan Arasındaki Askeri İş Birliği
84 kez okundu
2
Karadenizde Yağışlar Felakete Neden Olmaya Devam Ediyor…
59 kez okundu
3
Yapay Zekâ Destekli Siber Operasyon: 108 Şüpheli Yakalandı
53 kez okundu
4
TOKAT’TA ALMUS BARAJI TAŞKIN RİSKİYLE GÜNDEMDE
50 kez okundu
5
Ankarada sağanak sele neden oldu, bir vatandaş selde sürüklendi!
50 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.