İstanbul’da Aynı Gün İki Farklı Kuşatma: Zamanlama Kimin Ajandası?

İstanbul’da Aynı Gün İki Farklı Kuşatma: Zamanlama Kimin Ajandası?
Tepki Ver

İstanbul’da NATO Zirvesi öncesi aynı gün, birbirinden tamamen farklı iki grup eş zamanlı sokak eylemleri yaptı. Yazar bunu tesadüf değil, güvenlik güçlerini bölmeyi ve kaos görüntüsü yaratmayı amaçlayan “asimetrik çeşitlilik” taktiği olarak görüyor. Hedef Türkiye’yi “iç istikrarsız” göstererek uluslararası masada elini zayıflatmak. Eylemlerin zamanlaması, bireysel taleplerden öte planlı bir algı operasyonuna hizmet ediyor.

İstanbul’da Aynı Gün İki Farklı Kuşatma: Zamanlama Kimin Ajandası?

Türkiye, önümüzdeki günlerde dünya liderlerini ağırlayacağı ve küresel güvenlik mimarisinin yeniden tartışılacağı kritik bir NATO Zirvesi’ne doğru ilerliyor. Uluslararası ilişkilerde bu tarz devasa organizasyonlar, ev sahibi ülkelerin diplomatik ağırlıklarını tescilledikleri birer vitrindir. Ancak ne zaman Türkiye bu vitrine çıkmaya hazırlansa, içeride sokakların, meydanların ve kamusal alanların tuhaf bir zamanlama koordinasyonuyla hareketlendiğine şahit oluyoruz. Tıpkı dün ve bugün İstanbul’un göbeğinde şahit olduğumuz manzara gibi.

Thank you for reading this post, don't forget to subscribe!

​Hafta sonu İstanbul adeta iki farklı uçtan gelen sokak hareketleriyle kilitlendi. Bir yanda Taksim ve Kadıköy sokaklarını abluka altına alan, ulaşımı durduran ve kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya gelen marjinal kimlik hareketlerinin eylemleri; diğer yanda ise eş zamanlı olarak yasa dışı yapıların ve illegal sempatizan grupların sokakları hareketlendirme çabaları… Normal şartlarda hukuki statüleri, toplumsal tabanları, öncelikleri ve ajandaları arasında en ufak bir bağ bulunması imkansız olan bu iki farklı dinamiğin, aynı gün, aynı metropolde sokakları hareketlendirmesi, siyaset bilimi açısından basit bir tesadüfle açıklanamayacak kadar büyüktür.

​”Asimetrik Çeşitlilik” Taktiği: Enerjiyi Bölmek

Hukuki ve sosyolojik açıdan bu durumu analiz ederken, aktörlerin birbirini tanımasına ya da ortak bir masa etrafında toplanmasına gerek yoktur. Siyaset teorisinde buna “asimetrik etki” denir. Yani, sahadaki gruplar tamamen farklı motivasyonlarla hareket ettiklerini düşünseler bile, ortaya çıkan toplam sonuç tek bir amaca hizmet eder: Devletin güvenlik bürokrasisini, medyanın algısını ve toplumsal enerjiyi tek bir noktaya odaklanamaz hale getirmek, yani bölmek.

Düşünün; metroların kapatıldığı, Taksim ve Kadıköy’ün bariyerlerle örüldüğü bir günde, emniyet güçleri bir tarafta yasa dışı sloganlar atan yapılarla uğraşırken, diğer sokakta tamamen farklı bir kimlik siyasetinin yarattığı gerilimle karşı karşıya kalıyor. Birbirinden tamamen bağımsız görünen bu kanalların aynı zaman diliminde İstanbul gibi küresel bir vitrinde kaos fotoğrafları vermesi, uluslararası kamuoyuna yönelik planlı bir algı yönetiminin altyapısını oluşturmaktadır.

Masadaki Türkiye’ye “İç İstikrarsızlık” Prangası

Uluslararası siyasette hiçbir büyük toplumsal hareketlilik, küresel konjonktürden bağımsız okunamaz. Türkiye, küresel dengelerin hassas terazilerde tartıldığı bu kritik süreçte devasa bir zirveye hazırlanırken, içeride suni bir istikrarsızlık atmosferinin pompalanması dış dünyaya bir mesajdır.

Hedeflenen algı oldukça klasiktir: “Büyük bir uluslararası organizasyona ev sahipliği yapan Türkiye, kendi içinde derin kutuplaşmalar yaşayan, sokaklarında güvenliğin ve kontrolün zayıfladığı bir ülke.” Küresel medyanın ve bazı dış politika aktörlerinin, bu tarz iç toplumsal hareketlilikleri uluslararası müzakerelerde birer baskı unsuru veya diplomatik pazarlık enstrümanı olarak kullanma eğiliminde olduğunu yakın tarihimizden çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla meydanlardaki her gerilim görüntüsü, masada Türkiye’nin elini zayıflatmak isteyenlerin ajandasına kullanışlı bir malzeme sunmaktadır.

Sonuç olarak…

Meydanlara çıkan, yürüyüş talep eden ya da protesto hakkını kullandığını düşünen yapıların veya bireylerin bireysel motivasyonları ne olursa olsun; büyük fotoğrafta bu eylemlerin zamanlaması ve senkronizasyonu bireysel niyetleri aşan stratejik bir amaca hizmet etmektedir.

​Türkiye, toplumsal yapısını içeriden sarsmaya ya da uluslararası itibarını sokak hareketleriyle yıpratmaya yönelik bu tür dönemsel senaryolara karşı yüksek bir toplumsal hafızaya ve güçlü bir devlet geleneğine sahiptir. Önümüzdeki kritik zirve, sadece askeri ittifakların konuşulacağı bir toplantı değil; Türkiye’nin, kendisini iç tartışmalarla ve yapay sokak gürültüleriyle meşgul etmek isteyen küresel odaklara karşı vereceği bir diplomatik duruş sınavı olacaktır.

Gün, sokaklardaki asimetrik dalgalanmalara kapılma günü değil, masadaki büyük stratejik fotoğrafa ve ülkenin menfaatlerine odaklanma günüdür.

Melika İlza / Köşe Yazarı

Yazar Profili
Serpil Uğur Yönetici Tüm Yazılar

    Kullanıcıya ait herhangi bir sosyal medya veya iletişim bilgisi bulunmamaktadır.

    166 Yazı

    Bir Yorum Yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Benzer Yazılar